Beyşehir Tarihi

Geçmiş asılarda Beyşehir Gölünün de içinde olduğu bölge Pisidya adıyla anilırdı. Pisidya'da Karallia olarak bilinen bir şehir adıydı. Ramsay bu konuyu şöyle değerlendirir; "Biri gölün güneydoğusunda, Trogitis gölü'ne akan suyun ağzında, diğeri güneybatısında olmak üzere ihtimal iki şehir bulunuyordu. Bu ikincisinin Parlais olma ihtimali daha kuvvetli olduğu için birincisini Karallia olarak kabul etmeniz lazım geliyor." Yine Ramsay'a göre Karallia Bizanslılar zamanında Skleros adını almıştır.

Daha sonra harap olan Karallia, Viranşehir adını almıştır. Onüçüncü yüzyılın ilk yarısında, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad devrinde, muhtemelen 1240'tan biraz önce çoğunluğunu Üçoklar'ın oluşturduğu Türkmenler tarafından yeniden kurulmuştur. Eşrefoğulları'nın hakim olduğu dönemden itibaren Viranşehir'in adı Süleymanşehir olmuştur.

Beyliğin merkezi olmasından dolayı geçen zamanla beraber beyin şehri olarak anılır. Bundan dolayıda Beyşehir adını alır. Beyşehir adının bir de efsanevi hikayesi vardır. Buna göre;
Trogitis'de bulunan Seydi Harun Veli şimdi kendi adıyla anılan camiyi yaptırmaktadır. Eşrefoğlu Mehmet Bey de ona malzeme yardımında bulunur. Sonrasında gelişen olaylar onları dost yapar. Eşrefoğlu, Trogitis'e Seydişehir adını verirken Seyyid Harun Veli de Süleymanşehir'e Beyşehir adını vermiştir. Görüldüğü gibi Beyşehir'in akıp giden zaman içinde aldığı adları incelerken tarihinin kilometre taşları da hemen belirmektedir.

Muhtemelen Beyşehir ve çevresinin tarihi M.Ö 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. Yapılan araştırmalar Beyşehir'in daha o dönemde önemli bir yerleşim alanı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. M.Ö 5700-M.Ö 5300 arasına tarihlenen Erbaba Höyüğü kalıntıları bunun en somut göstergesidir.Kıstıfan Köyü yakınlarındaki höyükteki kazılarda Kanadalı bilim adamları Jacgues ve Louisse Alpes Bordaz çifti tarafından yapılmıştır. (1968-1975).

Erbaba Höyüğü ile ilgili olarak yapılan değerlendirme şöyledir: "Beyşehir'in 10 km kuzeybatısında deniz düzeyinden 1130 m yüksekliğindeki doğal bir tepenin üstünde, günümüzden yaklaşık 7500 yıl öncesine tarihlenen R.Solecki'nin yörede yüzey araştırması yaparken bulduğu höyük, Jacques ve Luiesse Alpes Bordaz başkanlığındaki bir ekipçe kazılmaktadır. Yaklaşık 80 m çapındaki Erbaba'da dört kat saptanmıştır. En alttaki 4. kattan pek fazla bir şey çıkmamış en çok buluntu 3. katta ele geçmiştir."
1., 2., ve 3. katlardaki yapıların temellerinde büyük taş bloklar kullanılmıştır. Duvarlar ise, çamur harçla örülmüş kireçtaşı bloklarla yapılmıştır. Duvar kalınlığı 60 cm'den fazladır. 3. kattaki bazı duvarlar kırmızı renkli sıvayla kaplanmıştır. Birbiriyle yakın diziler halindeki dikdirtgen planlı evler kuzeydoğuya bakmakta, içeriye damdan girilmektedir. Evlerin batısında bölme duvarları vardır. Taban döşemeleri sıkıştırılmış topraktan yapılmıştır. Erbaba'da taş alet yapımı oldukça gelişmiştir. Bunların arasında çakmak taşı yada doğal camdan yapılmış yongalar, kazıyıcılar, orakdilgiler, çentikli ve dişli dilgiler sarp kenarlı dilgiler, uç ve yuvarlak kazıyıcılar, delici ve kalemler çoğunluktadır. Ok ucu az bulunmuştur. Öğütme taşları oldukça çoktur. Vurgu taşarlı, tokmaklar, perdah aletleri, ufak küreler, cilalı taştan küçük yassı baltalar ve renkli taş boncuklar öbür taş buluntularıdır. Ayrıca kemik ve boynuzdan bizler, gözlü iğneler, çuvaldızlar, mablaklar, kaşıklar, saplar ve pişmiş topraktan heykelcikler ele geçmiştir. Erbaba çanak çöleği 'deniz kabuklu' ve 'ince taşcıklı ' olmak üzere iki gruba ayrılır. Üst katlardan çıkan 'deniz kabuklu' çanak çömlek kırmızı, kahve yada sarımsı kurşuni renkte kaba hamurdan yapılmış olup, iyi açkılanmıştır ve tek renklidir. Bunların çoğu dar ağızlı çömlekler yada kenarları dik, dipleri düz, kulpları yarım ay biçiminde kaplardır. ınce taşçıklı çanak çömlek daha çok alt katlarda ele geçmiştir.Hamurlar kaba , donuk siyah yada kahverenkli bu kapların yüzeyleri açkılıdır.Biçimleri üst katlarda görülenlerle aynıdır.Yalnız kulpları düşey ve deliktir. Çok sayıda hayvan kemiğinden Erbaba'da koyun, keçi ve sığırın evcilleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.Erbaba evcil keçi ve koyun kemiklerinin kesinlikle birbirinden ayrılabildiği bir buluntu yeri olarak çok büyük önem taşır.Erbaba 'emmer ve einkorn buğdaylarıyla sert arpa , mercimek ve bezelye tarımı yapıldığı saptanmıştır. Hiç mezar bulunmamış ama 3. katta dağınık olarak insan kemiklerine rastlanmıştır. Günümüzde söz konusu höyüğün hemen yanında Beyteks-Tekstil fabrikası faaliyet göstermektedir. Geçmiş nesillerin geçiş noktası olan bu çevrede araştırılmaya muhtaç daha başka höyük ve örenler de vardır. Bunların başlıcaları; Akburun, Yılan, Örentepe, Kuşluca, Eflatunpınar, Liz, Burun, Kaşaklı ve Gündoğdu höyükleri'dir. Bunların dışında henüz önemi kavranmamış veya gün yüzüne çıkmamış daha birçok höyüğün bulunma ihtimali vardır.
Yukarıda adı geçen höyüklerden biri olan Kaşaklı höyüğü, Yeşildağ Kasabası yakınlarındadır. Beyşehir'in 27 km güneybatısında Beyşehir Gölü kenarında küçük bir höyüktür. 1951-1958 yılları arasında J. Melloot tarafından Konya ovası yüzey araştırmaları sırasında bulundu. Bu bölgeler geçmiş asıllarda yaşayan insanlığa ait bir yerleşme bölgesiydi.

Bu yörede ek olarak, Beyşehir yakınlarında olan ve bugün Hüyük sınırları içinde kalmış bazı höyükleri saymak da mümkündür. Çavuş Kasabası yakınlarındaki Küçük Höyük bunlardan sadece biri olup burada bulunan eserlere değinmekte fayda vardır. Buluntular arasında tunç eserler, büyük bir çanak, kazan, iki adet kepçe, mızrak takımları ve seramik parçaları vardır. Küçük Höyük M.Ö 2000'den altıncı yüzyıla kadar iskan edilmiştir. Daha geç dönemine ait seramiğin çok az olmasının sebebini yerleşim yerinin değişmiş olmasında aramak lazımdır. Çukurkent Höyüğü'nde ise, ilkel silah ve çanak kalıntıları bulunmuştur.
Türkiye Selçuklu Sultanı 2. Mesud 1124'te yöremize yönelik fetih hareketlerini yoğunlaştırmışlardır. Ankara'dan Eymür oymakları reisi akıncı Nureddin bin Madan Gazi, Beyşehir, Seydişehir, şarkikarağaç ve Gelendost civarını fetihle görevlendirilmiştir. Beyşehir gölü ile Hoyran Gölü arasına yerleşen Eymür Türkmenleri bugünkü kasaba ve köyleri kurarak buralarda yeniden Türklüğü ihya etmişlerdir. Selçukluların 1176'da Bizans ordusu karşısında elde ettiği Miryokefalon Zaferi sonrası, Anadolu'nun Türk yurdu olması kesinleşmiş ve Beyşehir çevresine de Türkmenler hakim olmuştur.

Anadolu'ya halen hakim olan Müslüman Türk varlığı köken itibarıyla Türkiye Selçuklularına dayanır. Onlar üzerinde yaşadığımız toprakların fatihleri ve koruyucuları olarak bilinir. Beyşehir ve çevresi de 1075'ten sonra Türkiye Selçuklularının hakimiyet alanına dahil olmuştur. 13. yüzyılda ise hakimiyet kesinleşme aşamasına gelmiştir.

Türkmenlerin Batı Anadolu'ya akınlar yapması Yuhannes'in 1120 yılında sefer yapmasına sebep olur. Bu, sefer sonunda Uluborlu ve Beyşehir gölü civarı yeniden Bizanslıların hakimiyetine geçer. Bu noktada, Türkler ile yerli gayrimüslim halkın güçlü bir iletişim köprüsü kurdukları görülür. şöyle ki:
"1. Mesud idari alanda gösterdiği adaletle gayrimüslim dahi kendisine bağlanmıştır. Bundan rahatsız olan imparator Yuannis Kommenos, 1142'de Uluborlu'yu Türkler'den kurtarmaya çalışırken, Beyşehir gölü adalarında oturan hristiyan halkı yurtlarından gemilerle taşıyarak ve zorla çıkarmıştır. Zira onlar, Türkler'le dostluk ediyor ve onlar gibi yaşamaya alışıyordu." Peçenekler'in balkanlardan yaptıkları akınlar, imparatoru ıstanbul'a dönmeye mecbur etmiştir. Bu gelişmeden de anlaşıldığı üzere Anadolu'da 1071 sonrasında başlayan fetih hareketleri 12. yüzyılın ikinci çeyreğine gelindiğinde, Beyşehir civarında da yoğunlaşır ve bu dönemde bölge Türk hakimiyetine girer. Sultan Alaeddin Keykubat döneminde, kültür ve imar faaliyetleri iyice canlanır.Buna paralel olarak Beyşehir' de de Kubadabad Sarayı yapılır. şöyle ki; "Sultan Konya'dan Antalya ve Alaiye arasında kış başlangıcı ve bahar dönüşü seyahatlerinde göl kenarında ve bir tepenin eteğinde inşa ettiği Kubad-adab şehri meyve ağaçları ve yeşillikleri, suları, havası ve gölün manzarası ile çok şirin bir yerdi. Bu güzel yer sultanında dikkatini çekti. Ve mimarlarına burada bir mamure yapmasını emretti. Ve az bir müddet içinde sultanın arzusuna göre bir saray yapıldı. Sultan her sene Akdeniz sahillerine gider ve oradan dönerken bir müddet burada yaşar; eğlenir ve dinlenirdi." Sultan bu şehri yaptırdıktan sonra, bu toprakların saadeti ve umranı artmış, yeni vilayet kurulmuştur. Adalar, yarım adalar muhteşem kasırlarla süslenmiştir. Bundan sonra Kubadabat, Türkiye Selçukluları'nın ikinci derecede başkenti işlevini üstlenmiştir.

1240'da Baba ıshak ısyanı sırasında 2.Gıyaseddin Keyhusrev Kubadab'a kaçmış ve orada bir adada kalmıştır. Anadolu'da çok sevilen Mübarizeddin Armağan şah'ı da isyan bastırmakla görevlendirmiştir. Armağan şah Amasya'ya ulaşıp, isyanı bastırmış ve Baba ıshak'ı öldürmüştür. Bunu öğrenen bazı Baba ıshak yanlısı asiler Armağan şah'ı şehit etmişlerdir. Dışarı şehirdeki en eski mahalle ve orada bulunan bir cami Armağan şah'ın adını taşımakta olup bu eser Cuma Camii olarak bilinir. Gıyaseddin Keykubat devlet adamlarının birer birer ortadan kaldırılması ve sıranın kendisine gelmesi üzeine çok inandığı hassa kölesini gizlice Sivas Sülbaşısı Hüsamettin Karatay'a göndererek bu önemli meselenin çözümü için derhal gelmesi bildirilmiştir. Hüsamettin Karatay Kudabaadab'a giderken Saddetin Köpek saraydan ayrılırken kendisine hürmet gösterir durumda olanlar üzerine saldırmışlar. Bayraktar Togan kılıcı ile Saddetin'i öldürmüştür. 1258'de ise Sultan Keykavus Hülagü'nün gönderdiği elçileri Kubadaabad'da kabul etmiş ve terslemiştir. Bu olay Moğol zulmünün daha da artmasına yol açmıştır. Moğolların desteğini alarak sultan olan 4.Kılıçarslan, Türkmenlerin sert tepkisiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak Beyşehir'de de Eşrefoğulları etkili olmaya başlamıştır.

Bu arada 13. yüzyılda yaşamış tıp alimi BEY HEKıM'in de Beyşehirli olduğu yönünde iddialarıda hatırlamakta fayda vardır.
Osmanlılar ele geçirmek istedikleri beylikleri öncelikle çatışmaya girmeden diyalog yoluyla almaya çalışmışlardır. Bu siyaseti büyük ölçüde başarıyla uygulayan Osmanlıların Anadoludaki en ciddi rakibi Karamanoğulları olmuştur. Bu sebepten olsa gerek Beyşehir, bu iki devlet arasında sık sık el değiştirmiştir. Osmanlıların yöreye yönelik ilk ciddi adım Sultan 1.Murat dönemine rast gelir. Sultan Muratbüyük oğlu Yıldırım Beyazıt ile Germiyan hükümdarı Süleyman şah'ın kızı Devlet Hatun'un nişanları yapıldı ve az sonra da düğünleri oldu. Süleyman şah, kızının çeyizi olarak;
Kütahya, Tavşanlı, Emiz(Eğriöz), Simav şehir ve kasabalarını Osmanlılar'a terk etti. Sultan Murat oğlunun düğünü münasebeti ile davetli olan Hamitoğlu Hüseyin bey tarafından hediyelerle gönderilmiş olan elçiye Hüseyin Bey'e ait bazı yerleri kendisine satılmasını söylemiş ve Hamitoğlu'na da o yolda haber yollamıştı. Beyazıd'ın düğününden sonra Kütahya'ya gelen Sultan Murad'ın kendi üzerine geldiğini zanneden Hüseyin Bey, Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir, Karaağaç ve rivayete göre Isparta'yı 80,000 altın mukabilinde sattı. Bu gelişme sonrası Beyşehir ilk kez Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.
1. Murad'ın Rumeli'de fetihle meşgul olduğu bir sırada Karamanoğlu Alaeddin Bey Beyşehir'i ele geçirir. Buna çok kızan Sultan Murat Karamanoğulları üzerine yürür ve Konya Kalesi içinde Karaman kuvvetlerini sıkıştırır. Ancak 1. Murad'ın kızı ve Alaüddin Bey'in de eşi Melek Hatun babasından kocası adına af diler. Ayaklanmayı bastıran 1. Murat, kendi hakimiyetini kabul eden damadını bağışlar. Sultan Murad'ın 1389'da Kosova Savaşın'da şehadeti üzerine, Alaüddin bey yeniden Beyşehir'i ele geçirir. Bir süre sonra bölgeye gelen Yıldırım Beyazıt Beyşehir'i geri alır. Çarşamba Çayı sınır olmak üzere antlaşma yapılır ve bölgenin yönetimi Osmanlılara geçer.

Timur istilası sonrası Karamanoğlu Nasiruddin Muhammet Bey, Bursa'ya kadar ilerlemiş ve şehri 1413'te ateşe vermiştir.

Osmanlılar Kastamonu hakiminin oğlu Kasım Bey'in de yardımını temin ile Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir'i geçerek Konya'da Karamanoğullarını yendiler. Bir süre sonra Karamanoğulları Beyşehir ve Seydişehir'e yeniden saldırır. Bu gelişme üzerine Anadolu Beylerbeyi Beyazıt Paşa sefere çıkar ve Karamanoğlu Mehmet Bey'i ele geçirir. Karamanoğulları 1428'de Macarlarla anlaşarak Osmanlı topraklarına yeniden saldırmış ve ıbrahim Bey, Beyşehir'i işgal etmiştir. Bu gelişme üzerine harekete geçen 2.Murat 1437 baharında Karaman kuvvetlerini mağlup etti ve Beyşehir yeniden Osmanlı topraklarına dahil oldu. ıbrahim bey 1443'te Beyşehir'i tekrar ele geçirmek istediyse de 2.Murat'ın bölgeye gelmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalır.

Görüldüğü gibi Karamanoğulları beyliği Osmanlı devletini hep rahatsız etmiştir. Devletin sınırlarını batıya genişletmek isteyen 2. Mehmet de öncelikle anadoludaki bu meseleyi çözüme kavuşturmak istemiştir.

2. Mehmet ordusuyla Akşehir ve Beyşehir üzerine geldiği zaman Karamanoğlu ıbrahim Bey, Ermenek yakınlarındaki Taşeli'ne çekilmiştir. Daha sonra da ulemadan Molla Veli adında birini oraya koyarak barış istemiştir. Ilgın sınır sayılarak; Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir yeniden Osmanlı Devletine geçmiştir. Daha sonra Karamanoğlu ıbrahim Bey ölmüş, iki oğlu Pir Ahmet ve ıshak arasında taht mücadelesi başlamıştır. Gelişmeleri takip eden 2. Mehmet , Pir Ahmet Bey'e yardım eder, O da yapılan yardıma karşılık Akşehir ile Beyşehir'i ve Sıklanhisarıyla Ilgın tarflarını Osmanlılara bıraktılar. Bir süre sonra tarihe Eflatunpınar Savaşı olarak geçen yeni bir gelişme yaşanır. Yusuf Mirza komutasındaki Akkoyunlu kuvvetleriyle karamanoğulları Karaman ilini aldıktan sonra Akşehir'e daha sonra Bolvadin'den geçip Beyşehir yakınlarındaki Kıreline gelmiştir. Burada şehzade Mustafa ve Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu galip gelir. Yusuf Mirza yakalanır ama Pir Ahmet Bey kaçar ve Uzun Hasan'a sığınır.

Yukarıda yaşanılan olaylara rağmen Karaman artık Osmanlı Devleti'nin eyaletlerinden biri konumuna gelmiştir. Bu beyliğin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte Beyşehir de Karamanoğulları ve Osmanlılar arasında el değiştirmekten kurtulup, Osmanlı Devletine dahil olmuştur.

Bu döneme dair üzerine durulması gereken bir diğer nokta da söz konusu mücadeleler bağlamından ve belki de başka bazı faktörlerin de katkısıyla bölgeden Rumeli'ne göç eden Türk aşiretleri ile ilgilidir. 2. Murad ve özellikle de Fatih zamanında; Karaman, Konya ve Ankara civarından giden bu insanları, Konyar Türkleri adıyla anılan Türkler olduğu sanılmaktadır. ışte bu gelişmelerin bir parçası olarak Beyşehir çevresinden de Rumeli'ne gidenler olmuştur. Esasen bu meselede başlı başına bir araştırma konusudur.

BEYşEHıR'ıN TARıHı ESERLERı :

Beyşehir ve çevresi tarihi eser bakımından olukça zengindir. Bilinen bir gerçektir ki, tarihi eserler bulundukları yerin milli tapularıdır. Beyşehir ve çevresindeki tarihi eserleri şöylece sıralayabiliriz:

A- GAYRı ıSLAMı DEVıRLERE AıT ESERLER:

1- KISTIFAN HÜYÜğÜ: Cilalı Taş Devrine ait olup, Kanadalı ve Türk ilim adamlarınca kazılar yapılmıştır.

2- GÜNDOğDU HÜYÜğÜ : Beyşehir'e 17 km uzakta, Konya yolu üzerindedir.

3- EFLATUNPINAR (HıTıT ÇEşMESı ANITI) : Beyşehir'in kuzeyinde 5 km mesafede, Sadıkhacı Köyü sınırları içinde olup, Hititlerin önemli kutsal şehirlerinin birinin bize kadar gelebilen önemli dinsel bir anıtıdır.

4- BEşıK KAYASI (HıTıT TANRI HEYKELLERı ) : Beyşehir'e 18 km mesafedeki Fasıllar Köyü'nde olup, (Mistia şehri) 7 metre uzunluğunda yekpare kayaya oyulmuştur. Bir örneği Ankara ANADOLU MEDENıYETLERı

5- EREKıLıT KıBELE TAPINAğI : Doğanbey nahiyesi yakınındaki Erenler Dağı'nın zirvesinde bulunan açık hava tapınma yeridir.

6- LUKYANUS ABıDE VE KıTABESı: Fasıllar Köyünde kaya yüzüne oyulmuş, at kabartması ile ünlüdür.

7- HERAKLıS LAHDı : Yunuslar (Papa-Tiberi Epolis) Köyünde bulunarak Konya Arkeoloji müzesinde sergilenen ünlü lahittir.

8- HACIAKıF ADASI MAğARA YERLEşıMı VE TAPINMA YERLERı: Milli Park konumunda olan adanın bilhassa mağarası sarkıt ve dikitleri ile ünlüdür.

9- KUBAD-ABAD YÖRESı ESKı YERLEşıMLERı : Bölge M.Ö.'ye dayanan bir yerleşime sahip olup, civardan çıkarılan eserler GÖLYAKA KÖYÜ (Hoyran) ılkokulu bahçesinde bulunmaktadır. Genellikle eserler ilk hıristiyanlık devrine ait yüksek kabartmalar şeklindedir.

10- AKBURUN KÖYÜ KÜP MEZAR ANITLARI : Akburun Köyü yarbaşında bulunup, belli bir plana göre yerleştirilmiş küp mezarlar gölün dalga tahribine açık olarak korumasız haldedir. Küp mezarların geç Hitit devrine ait olduğu sanılmaktadır.

11- KIZILCAKÖY ANITSAL YERLEşıMı : Hitit ve Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen yerleşim kalıntılarıdır.

12- MANASTIR KARA SAZ YERLEşıMı : Göl kıyısında M.Ö.' ki yıllara ait olduğu tahmin edilen yerleşim kalıntılarıdır.

A- ıSLAM TÜRK DEVRıNEAıT ESERLER:

1- KUBAD-ABAD SARAYI :Selçukluların 2.başkenti olup, Beyşehir Gölünün batısında Eğrines gezisinde SULTAN ALAADDıN KEYKUBAT tarafından emiri VEZıR SAADETTıN KÖPEK'e yaptırılan üç saraydan müteşekkil olup halen Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan ARIK başkanlığındaki bir heyetçe kazı ve incelemeleri devam etmektedir.

Bulunan eserler Konya Karatay Müzesinde sergilenmektedir.

2- EşREFOğLU CAMıı :1296 yılında Eşrefoğlu Seyfettin Süleymanbey tarafından emir ıSA isimli bir mimara yaptırılmıştır. Anadoludaki Selçuklu karakteristik ahşap direkli camilerin dört örneğinden biri olup, en büyüğü ve en gösterişlisidir.

Taç kapısı üzerindeki “Vakfiye Kitabesi” ile ünlüdür.

3- EşREFOğLU TÜRBESı :1302 yılında ölen Seyfettin Süleyman Beyin hanımı için yaptırılmıştır. Kendi ve oğlu I. Mehmet Bey'de buraya gömülmütür. Türbe ve tavanındaki firuze renkli çinileri ile ünlüdür.

4- BEZZAZLAR HANI :(Bedesten) Anadoludaki ilk ticari yapıdır. Bölge müzesinin burada açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

5- ıSıMSıZ TÜRBE :Eşrefoğlu Külliyesi içinde olup, Osmanlı Sancak Beylerinden Mustafa Beyin babasına aittir.

6- ÇıFTE HAMAM :Eşrefoğlu Mahallesinde külliye yakınında olup, yıkanma ve su tertibatının orjinalliği ile dikkat çeker. Son yıllarda restore edilmiştir.

7- DEMıRLı MESCıD :Eşrefoğlu Mahallesinde Karamanoğullarından ıbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır.

8- ıSMAıL AKA (AğA) MEDRESESı :Beyşehir Hakimi ısmail Ağa tarafından Caminin batısında inşaa ettirilmiştir. Halk arasında “TAş MEDRESE” olarak bilinir. Süt Dede denilen ısmail Ağa'nın türbesi de buradadır.

9- BAYINDIR CAMıı :Selçuklu ahşap direkli camilerindendir. Minaresinin orijinalliği ile dikkat çeker.

10- KALE KAPISI :ıki kapılı Beyşehir Kalesinin halen sağlam vaziyette olan doğu kapısıdır. Kapı üzerinde biri kaleyi ilk yaptıran Eşrefoğullarına diğer ikisi de kaleyi tamir ettiren IV Murat devrine ait üç kitabe bulunmaktadır.

ÖTEKıLER : Beyşehir'de bunlardan başka daha pek çok Türk sanat eseri vardır. Bunlardan özellikle Bayındır, Köşk, Çavuş ve Kıreli Camileri nakışlı tavan süslemeleri, oymalı dikme balıkları yönlerinden başta gelirler. Önemlileri tarih bölümünde tanıtılmış olan bu sanat eserlerinin sayılanlardan başka Emen, Gölkaşı, ımrenler, Aşağıesence, Çukurkent, Avdancık, Hüyük, Üzümlü, Bayafşar Camii ve mescidleri belli başlılarıdır. Ayrıca Beyşehir Regülatörü'nü 1908 – 1914 yılları arasında Konya Ovası Sulama şebekesi ile birlikte 850.000. altına, Konya Valisi Avlonyalı Ferit paşa, Anadolu Osmanlı Demiryolu ortaklığına yaptırmıştır. Hem Göl Çayı arasında baraj ve hem de Beyşehir'in kuzeyi ile güneyi arasında bir köprü görevi yapan regülatör, düzgün kesme taşlardan sanatlı ve gösterişli bir biçimde yapılmıştır.